MİSTİK KOZMETİK - 1


Bu makale 2019-03-21 16:57:29 eklenmiş ve 241 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

“Önce koyu ve sınırsız karanlık vardı ve adı Kaos’tu. Sonra Kaos’tan bir ışık, Sofia doğdu ve düzeni, yani Kozmos’u yarattı”. İlk “var oluş” (Genesis) öyküleri böyle anlatmış evrenin nasıl, bir “düzen” olarak ortaya çıktığını. Kozmetik sözcüğünün güzel anlamı da evren, düzen, yani Kozmos’tan geliyor. Kısaca, “düzen verilmiş şey” demek oluyor. Sıradan bir süslenme demek değil. Günümüzde belki tüm diğer anlam yozlaşmalarına benzer şekilde, popüler kültürlerin çoğunda bu mistik kökeninden uzaklaştırılmış olabilir. Ancak yine de, nedeni pek bilinmeyen şekilde uygulamayı sürdürdüğümüz bazı adet ve geleneklerde bu kökün izleri görülebiliyor.

“Günah keçisi” kavramı, Orta Doğu halklarında alışılagelmiş bir geleneğe işaret ediyor. Semitik halklarda yaygınmış. Ne kadar kötü işler yapılmış olursa olsun, yılda bir kez düzenlenen bir törenle tüm günahlar bir keçiye yüklenip, onun ilahlara kurban edilmesiyle arındırılmış (sayılmış) ruhlar. Bundan öncesi çok daha büyük bir felaketmiş. İlah Bakdeni zal adına düzenlenen bazı ayinlerde, keçi yerine, özellikle tapınaklardaki “kutsal fahişelik” geleneğinden doğan bebekler kullanılıyormuş keçi yerine. Kurban etme kısmı ise aynıymış; ateşe atılarak yakılmak. Bu adeti, Fenikeliler’in Akdeniz kıyılarındaki ticaret kolonilerine taşımış olduğu da biliniyor. Hz. İsa’nın tüm inanlarının günahlarının kefaretini ebediyen üstlenip, onları arındırdığını söylemesi hiç de temelsiz bir söylem değil. Geçmişin karanlık düşüncelerine son vermeyi amaçlamış olmalı. Ya da, onun söylemlerini Roma’nın devlet dini haline getiren, öncesinde dini eğitimli bir Yahudi, sonrasında ise Hristiyan azizi olan Paulus tarafından yine aynı amaçla öne çıkartılmış da olabilir. Neticede günahları üstlenen kurban edilir, günahkârlar arınır.

Bunun (biraz farklı da olsa) benzer bir şeklini Lidya ve Hititler gibi antik Anadolu halklarının tıbbi uygulamalarını anlatan tabletlerde de görebiliyoruz. Bunlara göre “hastalıklar günahlardan, ya da lanetlerden kaynaklanır”. Kurtulmak için de, “büyücü hekim tarafından söylenen kutsal şarkılar ve sözlerle kefaret (çoğunlukla) yavru bir köpeğe, ya da domuza katarılır. Sonra bu “günah hayvanı” parçalanıp gömülerek hastalıktan kurtulunacağına inanılır. Buna paralel ritüellere dünyanın hemen her yerindeki eski kültürlerde rastlanabiliyor.

Böylece toplumlar, akıl almaz felaketlere yol açan hastalık ve doğal afetlere karşı içsel bir “düzene” sokulmaya çalışılmış. Çünkü rahip-krallar, düzene sokulamayan halkların yönetilemeyeceğini anlamışlar. İlahların yeryüzündeki temsilcileri olarak kabul edilmelerini sağlamak için de harekete geçmiş, çözümler(!) üretmiş olmalılar. Bunları toplumsal etkili “mistik kozmetik” uygulamalar olarak da görebiliriz.

Bazı toplumlarda ise, “ruhun ölümsüzlüğü” kavramı, ölüm korkusunu yenmenin en etkin ilacı olarak geniş kabul görmüş olmalı. Bu tür ruhçu (animist) toplumlarda, aslında ölümlü bir bedende tutsak olan ölümsüz bir ruh değil asıl olan. Bu tarz ruh anlayışı daha çok materyalist – modern toplumlarda görülür. Otantik animistlerde her beden zaten ruhun kendisi. Yani dağın, ağacın, insanın ruhundan söz edilmiyor, dağ, ağaç ve insan zaten birer ruhtur. Ancak bedenin dünyada, yerde, toprakta (İngilizce de “dirt” kir, pislikte) kalıcı olması işi biraz karıştırıyor. Bu sorun da şu anlayışla çözülmüş; “ruhlar farklı yetenek ve yapıdadır”. İlkel ve gelişmiş canlıların bünyesi tek, ya da birden fazla ruhtan oluşmuş olmasına göre farklıdır. Bu ruhlardan yalnızca “beden” dünyada kalıcıdır ve tüm varlıklarda bulunur. Sonra bu en ilkel ruh temeline diğer bazı ruhlar katılarak, farklı (yetenek ve gelişmişlik düzeyindeki) varlıkları oluşturur. Örnek, “can” da bir ruhtur ve bedene özel bir yaşam olanağı kazandırır. Hayat sona erince “can” ruh, “beden” ruhu terk eder ve…. Ya “konacağı” yeni bir “beden” bulup ona yerleşir, ya da “kuzeyin karanlık ve soğuk ormanlarında, konaksızlıktan derin acılar çekerek, inleyerek, ağlayarak, yalnızlık içinde çırpınır”. Bu bir ruh için en acı sondur. “Can” ruhun bedende kalan son izi ise “kan”dır. Ölümle rengini yitirtir, kararır, kurur ve tozlaşır. O bu hale gelip, “can” ın izi silinmeden o kanın yeni bir bedene sürülüp, ya da bir damlası olsun içilerek ölenin ruhunun kurtarılması sağlanır ve ona konaklayacağı yeni bir beden sunulmuş olur.

Dünyanın ilk kozmetik malzemesi olan “kırmızı aşı boyası” nın (milattan binlerce yıl önceden başlayarak) bedene, ya da kemiklere sürülmesinin mistik amacının bu olduğu düşünülüyor.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA