TÜRK'LERİN ORTA ASYA'DAN ANADOLU'YA GELİŞİ ve OSMANLI'LAR


Bu makale 2019-03-14 22:56:27 eklenmiş ve 114 kez görüntülenmiştir.
ATİLA GÖRDÜK

 

Merhaba Sayın Okurlar,

11.nci asırda Anadolu'ya dağılan Türk'ler beylikler halinde var olma savaşı verirler. 1299 yılında kurulan Osmanlı Beyliği diğer beyliklere üstünlük kurarak, geleceğin devleti olma yolunda kararlı adımlarla ilerler. Devlet kurmak yukarıdakilerin istemi, direnci ve desteklenmesi ile gerçekleşir. Halkın sahiplenmesi ile yürürlük sağlanır. Bu sistem Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun temelidir. Bu temele bağlı olarak birlikteliği oluşturan katmanlarıyla uyum içinde ki devlet organizasyonu genişleme ve fetih amaçlıdır. Elde edilen topraklar, ganimetler ve vergiler yönetici kitlesince teslim alınıp, güç-kuvvet merkezi daha da güçlendirilmiştir. Altı yüz yıl süresince aynı mantalite sürdürülmüştür. Oysa Batı Dünyası bu güç merkezine karşı Rönesans - reformlarla, bilimsel keşiflerle desteklenen sanayi atılımları ile cevap vermeye hazırlanıyordu. Osmanlı gelişimin uzağında kalarak, din bezirgânı softaların devletin yönetiminde etkinliğini artırdıkları 16.ıncı yüzyıldan itibaren gerilemeye başlamıştır. İmam Gazali mantığı kabul görmüş, düşünceden, felsefeden uzaklaştırılan toplum ve devlette yozlaşma, ahlaksızlık, rüşvet artarken, üreticilik, yurt sevgisi gibi değerler önemini kaybetmeye başlamıştır. Arap milleti Kavm-i necip olarak gösterilirken Türk Milleti ''etrak-ı bi idrak'' aptal Türk olarak tanımlanmaya başlamıştır.

Geçen yüzyıllar içerisinde Türk'ün acımasız, gaddar katil, uygarlık düşmanı vandal yaratıklar olarak tanımlar da eklenmiştir. Osmanlı Devleti'nden sonra ki yıllarda da Türkiye Cumhuriyeti döneminde de camilerin ahıra çevrildiği, yakılıp-yıkıldığı iftiraları hala gündemdedir. Gördükçe Kars'ın Kağızman ilçesinde 1938 yılında dünyaya gelmiştir. O yıllarda Kağızman 10 mahalleden oluşmakta ve bir tek camisi bulunmaktaydı. 1910 doğumlu babam, 1912 doğumlu annem Kur'an-ı Kerim okurlar ve ibadetlerini yaparlardı. Ayrıca üç ablam ilçenin tek camisinin imamı olan Mihri Hoca'dan Kur'an-ı Kerim dersleri aldılar. Birilerinin söylediği gibi ne polis ne jandarma hiç kimseyi Kur'an-ı Kerim öğrenilmesini engellemedi. Camiyi de ahır haline getirmedi.1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında 40 yıl Rus işgalinde kalan Kağızman ve çevresinde de hiç bir cami yakılmadı, yıkılmadı. Bilakis onlardan kalan bir kilise camiye dönüştürüldü. Kiliselerin camiye, camilerin kiliseye dönüştürülmelerini de doğru bulmuyorum. Gelecek nesillere geçmişin anlatılması açısından bu eserlere ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet mi? Osmanlılık mı?

Cumhuriyet, tepeden yönetimli yaşamdan tabandan yönetimli yaşama geçiştir. Gerçek anlamda egemenliğin millete geçtiği bir yönetim biçimidir. Cumhuriyete karşı çıkanlar ise tepedekilerin kulu kölesi olmayı benimseyen köle ruhlu çıkarcılardır. Osmanlı geleneği ile yetişen güruh kitle Osmanlı Padişahını-halifesini efendileri kabul ederler. Kurtuluş Savaşı sonrasında işte bu kitle; vatan kurtarıldı, emanet sahibine iade edilmelidir diyerek cumhuriyetin ilanına ayak diremişler, Cumhuriyetin ilanı öncesinde Atatürk'ün milletvekilliğine karşı çıkmışlardır. Anadolu'da beş yıl ikamet etmediği bahanesine sığınmışlar ama Ankara'nın Bala ilçesi halkı Atatürk'e sahip çıkarak kimlik kartı vermiştir. İşte bu küçük ama onurlu ilçenin tarımla geçinen Kürt ve Çerkezlerden oluşan halkı Ata'sına olan bağlılığını böyle gösterir. Gördükçe olarak, Bala'nın 10 km. yakınında ki Karaali Nahiyesinde ilk öğretmenlik dönemimde, okulu teftişe gelen milli eğitim müfettişi Köy Enstitüsü mezunu ve TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) kurucusu ve genel başkanı FAKİR BAYKURT ile tanışmanın onurunu yaşadım. Yedek subay öğretmenlik sonrası asli mesleğime dönme düşüncelerimi değiştirerek öğretmenlikte kalmamı tavsiye etmişti bana. İsteğini yerine getirmekten mutluyum. Yiğit Bala'lıların bir parçası olmanın da gururunu yaşıyorum.

 Emperyalizmin lideri ABD yandaşlarına bir müjdem var:

Hadi yine iyisiniz, sebze ve meyveden sonra GDO'lu hayvanlarda yolda. 25-30 yıl önce ''Özgür Urla'' adlı yerel gazetede GDO'lu ürünlerin tehlikelerini yazdığımda yalan söylediğimi iddia etmişlerdi. Şimdi sağlıklı insanlar parmakla gösteriliyor. Bu yeni ürünü pazarlayabilmek için hayvanların daha lezzetli, hastalıklara dayanıklı, güçlü ve verimli olduğu yalanı söylenmektedir. Evet söyledikleri doğru, daha lezzetli, daha dirençli, daha güçlü ve daha verimliler amma onların bu özellikleri biz insanoğlu için nasıl bir sonuç doğuracağı çok fazla bilinmemekte..!

Bir zamanlar ülkeyi küçük Amerika yapma uğraşındakiler kendilerini hiç ummadıkları bir yerde buldular. O kadar çok ve büyük yalanlar söylendi ki bu millete, gerçekler ortaya çıktığında toplumun tepkisinin ne olacağını merak ediyorum..! 

Sağlıcakla kalın

Atila GÖRDÜK 0.546.678 86 78


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA