FASULYE FELSEFESİ


Bu makale 2019-02-28 15:30:40 eklenmiş ve 552 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Filozoflar, bilim adamları vb bir yandan çağlarına yön verebilecek güçte düşünce ve buluşlara yol açarken, diğer taraftan en sıradan bir insana yakıştırılabilecek bazı garipliklerin kahramanları da olabiliyorlar. Bu doğal olarak, sıradan insanlar için çok iç rahatlatıcı bir durum. Sonuçta “Hiç kimse kusuruz değildir” savının açık bir kanıtlanışı. Böylece pek çoğumuz bazı şeyleri düzelmek adına kendimizi zorlamaya hiç gerek duymayabiliriz. Böylece, boş vermişlik de elbet bir hayat felsefesine dönüşebilir ve dönmüştür de.

Biri tarihten, ikincisi ise çağımızdan olmak üzere iki bilim adamı örneği ile tüm sıradanlığımız ve hatalı, anlaşılmaz, hatta garip davranışlarımız için ebedi bir beraat kararı çıkartabiliriz.

İlki MÖ 6. YY da Batı Ege kıyılarımızda, Dilek Yarımadası’nın az ötesindeki Sisam Adası’nda doğmuş olan Pisagor’dur. Gerçekten de dünyanın kültürel, felsefi ve inanç sistemine yön vermiş kişilerin en önemlilerinden biridir. Matematik dehasıdır. Teoremleri ile tanınır. Batı dünyasının ilk kayıtlı vejeteryanıdır. Gerek yaşadığı çağda, gerekse de çok sonraki zamanlarda, Avrupa da bu beslenme tercihinin parlamasına yol açmıştır. Bu açıdan yine MÖ 6. YY da yaşamış olduğu bilinen Buda ile büyük bir benzerlik gösterir. Üstelik yalnız beslenme şekli değil, yeniden diriliş, reenkarnasyona duyduğu inanç açısından da benzer. Bir olasılıkla vejeteryanlık ve reenkarnasyon inancı birbirini tamamlayan unsurlar da olabilir. Çünkü Hindistan kökenli Jainizm ve Hindu inançları gibi, sonraları Orta Doğu ve Avrupa ortaya çıkan bazı tarikatların müritleri de aslında derin bir reenkarnasyon inancı taşıdıklarından et ve hayvan ürünleri tüketmez. Onlara göre kişi defalarca ete bürünüp hayata dönecektir ve ancak bu her seferinde onların insana teninde yaşayacakları anlamına gelmez. Zaman zaman başka bazı hayvanlar olarak da dirilebilirler. Bu yüzden her hangi bir hayvanı yemek, yamyamlıkla eşdeğer olabilir. Benzeşen bir inanca ortaçağ da Fransa’da yaşamış ve sonradan Papa’nın emri ile Katolik kilisesi tarafından (Fransa – İspanya arasındaki bölgeye bir haçlı seferi düzenlenerek) işkence ile yok edilen Kathar tarikatında da rastlanır. Onlarda reenkarnasyona ve dünyaya farklı bir cinsiyette dönebileceklerine inanmaktaydı. Bu yüzden de kadınlar ile erkekler arasında tam bir eşitliği savunurlar ve Hristiyanlığın aile içi ata erkil hiyerarşisini reddederdi.

Pisagor matematikçi ve filozof olması yanında, müzik bilgini ve güçlü bir mistik liderdi. Kurduğu tarikatın ilk katılanlara koyduğu 5 yıl konuşmama yasağı ile de sırlarını ölümüne korurlardı. Kendi aralarında gruplara ayrılmış ve Pisagor tarafından önerilen kurallara ölümüne bağlı kalmışlardır. Günümüzde pek çok araştırıcı, Hıristiyan dininin ilk kurucuları olarak kabul ettikleri Essene tarikatının aslında Pisagorculuk ile Mısır’a dek inançlarını yaymak amacıyla gelmiş olan Hindistanlı misyonerlerin öğretilerinin bir karması olduğunu savunmaktadır. Bunun delilleri olarak da İsa’dan daha önce Ölü Deniz kıyılarında yaşamış olan ve Romalılar tarafından öldürülüp toplu mezarlara atılan tarikat üyelerinden ele geçen metinlere dayandırılıyor. Pisagor, onun mistik tarikatı ve müritleri hakkında anlatılan pek çok öykü onların birbirlerine çok bağlı ve tümüyle bağnaz kişiliklere sahip olduğunu gösteriyor. Tüm ritüelleri tam bir gizlilik içinde yerine getirilir, yabancılar kesinlikle aralarına alınmaz ve müritler bir “kardeşlik” komünü olarak birlikte yaşardı. Pisagor’un cinselliği tamamen terk etmiş müritleri dışındakilerle de yüz yüze görüşmediği anlatılmaktadır. Sonradan göç ettikleri İtalya’daki Kroton kolonisinde de önemli bir merkez kurmuşlardı. Bu merkezdeki kardeşlik komününe katılmak isteyip reddedilen bir asil tarafından düzenlenen saldırı sırasında çoğu yangın çıkartılarak öldürülür. Bu arada Pisagor kaçmayı başarır ve yakındaki bir fasulye tarlasına dek ulaşır. İşte orada nedeni hiçbir zaman tam olarak anlaşılamamış olan çok garip inancı yüzünden yakalanır. Et yemediği gibi, fasulyelerin de canlı olduğuna ve hatta insan ruhu taşıdığına inanmaktadır. Bu yüzden onları tabulaştırmıştır. Tarlaya girmekten kaçınır, korkar ve orada saldırganlarca öldürülür.

Dünyanın en etkili filozof ve bilim adamlarından biri olmasına karşın, kendi fasulye felsefesinin kurbanı olur.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA