DUYGULARI GAGALAMAK


Bu makale 2019-02-14 18:42:59 eklenmiş ve 256 kez görüntülenmiştir.
Çiğdem Adalı

 

İnsanın iki ömrü olması gerektiğine inanıyorum… Biri yaşadığını sandığı diğeri ise hakkını vererek yaşadığı… Üstelik bunun için bedenen ölüp, yeniden dirilmek gerekmiyor… Yaş şartı sunmadan, ruhu doyurarak sufilerin dediği gibi “Ölmeden önce ölmek” kâfi gelir…

Hani bir efsane vardır ya, kartalların 40. yaş seçeneği ile ilgili onun gibi olmalı insanlar da… Neredeyse her kişisel gelişim kitabında bulunan hikâyeyi, daha önce hiç okumamış olan okurlarımız için özetleyelim…

Efsane şu ki; Kartallar, 40 yaşındayken çok zor bir karar vermek zorunda kalırlar çünkü yaş kırka dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelirler… Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır... Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar… Haliyle artık kartalların uçması iyice zorlaşır... İşte bu dönemde, kartallar iki seçimden birinin tercih eder... Ya ölümü seçeceklerdir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyeceklerdir…

Ölmek yerine daha uzun ve dinç yaşamayı tercih eden kartallar, bir dağın tepesine uçarlar… Değişim sürecini yaşayabileceği bir alan seçerler… Uygun yeri bulan kartal, ilk olarak gagası düşene kadar sert bir şekilde kendini kayaya vurmaya başlar ve ardından yeni gagası çıkasıya kadar bekler… Yeni gaga çıktıktan sonra bu kez yenilenmiş gaga ile pençelerini yerinden söker... Yeni pençeleri çıkınca da, bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar...

Bu acılı süreçten bir kaç ay sonra kartal, kendisine yeni bir yaşam bağışlayan o meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır hale gelir…

Belki biz insanların, daha iyi ve daha kaliteli bir yaşam için biyolojik acılar çekerek sökmemiz gereken gagamız ya da pençelerimiz yok ama nefsimize yenik düşüp, hayatın her anını dolu dolu yaşamamızı engelleyen duygularımız var…

Farkındalık denen şey öyle tatlı tatlı girmiyor insanın yaşamına… Zorluyor, hırçınlaştırıyor, acıtıyor… Tıpkı kartalın yeniden doğum süreci gibi ve biz insanlar maalesef ki o gelmeden kendimizi bile tam tanımıyoruz… Ruhumuzun kıymetini bilmeden onu hor kullanıyor, duygularımızı bile doğru adlandıramıyoruz… Öyle ki azim ile hırs; kıskançlık ile sahiplenmek; özenmek ile haset; ego ile özgüven ve bunlar gibi birçok duyguyu birbirinden ayıramıyoruz… Ta ki kartallar gibi ölüm ve acı arasında seçim yapmak zorunda kalacağımız gün gelene kadar…

Yaşanan acılar, insan ruhunda farkındalık oluşturur ve bu farkındalık yaşadığımızı sandığımız hayatın yaşamak değil de, sadece nefes almak olduğunu anlatır bize… Bu da, hayatın ikinci ve kıymetli diğer yarısına atılacak tertemiz bir başlangıcın ilk adımıdır…

Dünya üzerindeki varlığımızın ilk yirmi, belki otuz ya da kırkıncı yılında, hissettiğimiz olumsuz duygulardan arınarak yaşanan ikinci hayatın tadına doyum olmaz… Bir dervişin gölgesinde, tertemiz sevgi dolu bir kalp ile affetmenin yüceliğini de yanına alarak derin bir nefes almak, daha önce aslında hiç nefes almadığını hissettirir insana…

Yaşamın sukutunda, renklerin daha canlı; seslerin daha derin, hislerin daha özgür olduğunu fark edebilmek yaşanan acıların verdiği en büyük armağandır, anlayabilene… Kendimizce “Başarısız” olarak gördüğümüz her tecrübe, aslında daha keyifli bir yaşam için gagalanması gereken bir duygumuzu işaret eder bize…

Bu yüzden sor kendine… “Bu yaşadığım olay benim hangi korkumu tetikledi” diye sor sonra da o yolda dönüştür kendini… Emin ol yaşadığın her acı, sıkıntına ışık olarak doğar ve sonunda bir bilgenin huzuruna ulaştırır seni…


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA