ESKİ URLA ANILARIMI YAZDIM


Bu makale 2019-02-07 21:35:53 eklenmiş ve 69 kez görüntülenmiştir.
Ali Rıza DURAN

 

Sayın dostlar eskilere girince bitmek bilmiyor. Gazhane dedik nerelere gittik? O yerlerin şimdiki konumu olmadığı için, gazhane binasının devamında hiçbir bina yoktu. O zaman gördüğümüz yalnız Gazhane karşısında ki tek sıra evler, Badalan dediğimiz Gazhane yokuşunun bittiği yere kadar devam ederdi. Bundan sonra yolun devamında da karşılıklı binalar seyrek olsa da vardı. O zamanın en önemli iş yeri Tariş Üzüm İşletmeleri binaları idi. Şimdiki konumu gereği Üretici Kadın Pazarı olarak kullanılan bu yer bile sonradan belediyemiz tarafından oto tamirhanesi olarak kullanılmaya başlandığında, yanındaki binalar da o zamanın şartlarında birisi belediye tarafından Doğan Sineması olarak kullanılmaya başlayınca, yanındaki Mutaf oğullarına ait olan binada İzmir Fuarı baş mimarı olan Hasan Mutafoğlu ve kardeşi Talip Mutafoğlu tarafından benim ustalığımda Mutafoğlu Sineması’nı kurmuş olduk.

O zamanın Urla’sında 4 sinema vardı. Bunlar yalnız merkezdeki sinemalardı. İskele’de iki Gül ve Balabanlardan sonra Kalabak’ta Arzuman Ahmet ve Çeşmealtı’nda Ulamış’lı Hüseyin sinemaları vardı. Ben bu sinemaların Urla’nın zenginliği olduğunu her zaman gururla söylerim.

Daha evvelleri Tariş üzüm işletmelerinin olan yerlerde mevsim işçileri çalışırdı. Sonra bir ara orada ki binada oto tamirhanesi açılmıştı ama yanlış hatırlamıyorsam bu işlem kısa bir süre devam etmişti. Şimdilerde kadın pazarı olarak kullanılan bu yerin tamirhane ifadesinin kaldırılması isteniyor.

Burada sinemaları bırakıp eski çarşıya devam edeceğim. Sinemalardan sonra aradaki küçük bir boşluktan sonra Lütfiye ablanın evine ulaşmış olurduk. Lütfiye Abla’dan sonra, Arasta Çarşı esnafımız olan Yahudi İshak Habif’in evi ve bunların devamında, elektrikçi Necmi Usta’yı geçince Ali Onbaşıların Hancı Nuri Dayının hanı ile unutulmayan Fırıncı Haşim Usta’ya gelmiş olurduk. O zamanın hanları çok önemli bir işletme idi. köylümüz ve dışardan gelenlerin hem hayvan bağlama yeri hem de otel olarak kullanılırdı. Bu amaçla kullanılan Ali Onbaşıları Han’ından başka yanındaki Şükrü Dayı’nın hanı olsa da sebze Hali hanı gibi birkaç han daha vardı.

Han dedik sıradaki Kasap Osman Esmer hocayı, onun yanında can dostum terzi Agah Usta, sonra Hasan Çetin’in evini unuttuk. Yanındaki berber Derviş’in evinden sonra, Söğütlü Kahve’yi geçip Karakola gelince karakolun arkasındaki hapishaneyi unutamayacağım. Hükümet binası bir semboldü. Her zaman Cumartesi günleri ve resmi merasimlerde bir manga asker hazır ola geçer, İstiklal Marşı ile direğe bayrak çekilirken, yoldan geçen vatandaşlar ve kahvehanelerde oturan büyüklerimizin hepsi ayağa kalkarak saygı gösterirlerdi. Bunları yaşadığım için gurur duymuşum.

Söğütlü kahveyi geçince park kahvesine gelsek te, meydanı geçip devamlı gaz aldığımız benzinci Sabri Hıdır amca ile Özbekli Mahmut amcayı, Aşık Ahmet kahvesini ve Yıldız park sokağındaki Radyocu Hikmet ve marangoz Rıza ustayı, Fırıncı Nuri dayı, Razakıların Mehmet amca, Manav Necdet’ten sonra Değirmenci Reşat’ı yazıp, fotoğrafçı Nezih ustayı yazmadan geçemedim.

O Yıldız Park Sokağı benim hayatımda çok derin izleri olan bir anı evi gibidir. Her sabah kalktığımda, karşımızdaki Fırıncı Haşim ustadan aldığım iki simitle evime dönerken esnaf arkadaşlara uğrayıp sohbet ederdik, şimdi nerde onlar?

Dostlarımın yokluğu yüzünden ben de bıraktım dükkanımı evimi dört yola kaçtım yeni işyerimi orada açtım ama unutamadım o Yıldızpark Sokak dostlarımı. Yıldızpark’ta hiç unutamadıklarımdan, Tekel işletmesinin aktivitesi idi. Her gün sabahtan Urla ve çevresinin tekel bayileri atları arabaları ile sokağımızı doldururlar, sıraya girerek Tekel’den alışverişlerini yapar, esnafım dükkanlarına, mahallelerine köyden gelenler de köylerine dönerlerdi. Ben bu yaşadıklarımı dükkanımın yerini değiştirdikten sonra hiç görmedim. Şimdi görüyorum da o muhteşem Tekel binası harabe halinde yüzüme bakıyor.

Ben Yıldızpark’a dalınca şimdiki Ziraat Bankası’nın olduğu yerde ki balıkçıları, benimde ilham aldığım Döner Merdivenci Köselerin Abdullah ustaları, Berber Derviş’leri, Hasan Çetin’leri geçip Söğütlü Kahvenin karşısında ki can dostum motorcu Ceyhan’ı nasıl unuturum? Böylece meydana gelince, Aşçı Sıtkı’ları, Saatçi Aziz Şuşut’ları, Leblebici Mehmet ve Niğdeli Mahmut’un kahvesi ile yazıma son veriyorum!

SİS ÇÖKMÜŞ!

Nefes alamıyor dağlar,

Sis çökmüş tepelere,

Çamların körpe yürekleri eskimiş.

Zirveler suskun,

Itır kokan yaylaların,

Yeşilinde hüzün.

Ilgın esen seher yeli,

Gelmedi hala.

sis bulutları dağılmadı!

Rıza Usta !

 


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA