SAAT


Bu makale 2019-02-07 21:33:12 eklenmiş ve 123 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Saat kadar insanları kendine hayran bırakan ve korkutan ikinci bir araç bulmak zordur.

Ne yapar? Zamanı sayar. Sayısız insan bu araca bakarken mutlulukla hayal kurmuş, heyecanla beklemiş, ya da korkudan neredeyse ölmüş, dişini sıkmış ve bir şeylere, bir yerlere yetişebilmek için koşmuştur. Bazen çok hızlı çalışıyor sanıp üzülür, bazen sanki çalışmıyor sanıp kızgınlıktan tepiniriz. Ama o aslında nasıl ayarlanıp, nasıl kurulduysa öyle çalışır durur; tüm bu yarattığı tepkilerden habersizdir. Temelde bir zaman makinesinden başka bir şey değil ya, ne güzel olurdu, zaman gerçekten ona bağlı akıyor olsaydı! İstediğinde ileri alıp acıları savuştur, istediğinde geri alıp tekrar yaşa, istediğinde durdurup, her şeyin aynı kalacağına inan.

Yeri gelmişken, anımsatmadan geçemeyeceğim. Kök Türkçe’de zamanı anlatan sözcük “öd” dür. En eski yaratılış öykülerimizde, Ak Ene bünyemizi, kaderimize göre seçilen güçlerle (ruhlarla) donattıktan sonra, Umay Ama gelip o bünyeyi nefesiyle canlandırır. Hepsi bu kadar da değil. Ensemizden beynimize dek uzanan hayat ağacımızın dalını bir “öd, zaman ipiyle” evrenin çıkrığına bağlar. O çıkrık döndükçe bir yandan “çile”miz giderek büyür, diğer yandan da, öd ipimiz giderek kısalır, çünkü her kişininki önceden belirlenmiş bir uzunluktadır. Ne kadar uzun? Bunu bilmek bize düşmez. Gün gelir Umay Ana’nın bağladığı “öd, zaman ipi” kopar, biz buna “Ödüm koptu!” deriz. Günümüzde bu deyimin, yalnız “korkuyu” ifade ettiğini sanıyoruz. Aslında o büyük, ölümcül korkunun, zamanımızın sona ermesi, hayatın bitmesi, kısacası “ölüm” olduğunu unutmayı yeğlemişiz. Tıpkı hayat saatimizin bir daha çalışmamak üzere durmuş olması gibi. Şimdilik onarılması olanaksız görünen bir arıza, daha ileriki çağlarda neler yapılır bilemeyiz.  Zemberek kırılıp, çarkları çeviren güç yok oluvermiştir. Ya da içeri sızan rutubetten bir çark paslanıp kırılmıştır. Bir darbe, bir travma birbirinden farklı çaplarda, birbirinden farklı millerde dönen yüzlerce sistemi çalışamaz hale getirmiştir. Sonuçta o saat durunca, işlevi, fonksiyonu “tümden” sona erer.

Tam bir teknoloji harikası olan saatin içinde birbirinden farklı çap, kalınlık ve hızda çark döner, bunlar farklı millerle, hareket işlevini aktarabileceği, diğer hareket sistemlerine bağlıdır. Ancak en ince bir mil, ya da en küçük bir çark bile bozulsa, sonuçta işlevi sona erip duran, tüm saattir. Çünkü o bünyede yer alan tüm unsur ve alt işlevler aslında tek bir amaca hizmet eder; zamanı saymaya. Bu işlevin sonlanması o varlığın, o tanımlı bünyesinin sonudur. Parçaları başka başka bünyelerde hayat bulup, kullanılacaktır, ancak bir daha asla aynı bünye, aynı işlev ve kimlikle var olamaz. Sorun bir çarkın değil, saatin ölmesidir. Saat ölünce zaman da sona erer mi? Tabii ki hayır, o akmayı sürdürür. Yine kadim Türk öykülerinde bu durum çok güzel dile getirilir. Zamanı simgeleyen ve adı “Ödlek” olan bir atlı vardır. Her sabah gün doğusundan belirir ve gün batısına doğru, güneşle, gece de yine hiç durmadan ay ile dünyayı turlar durur. Çok korkusuzdur ve bu kokusuzluğun verdiği büyük bir kibirle, önünü kesip, onu yavaşlatmaya, durdurmaya e hatta yenip yok etmeye kararlı nice yiğit savaşçıları, şahları, hanları, padişahları, pehlivanları ve dahi cümle güzeller güzelini yüzlerine bile bakmadan yarı yolda helak ederde hızını bir an düşürmeden yoluna devam eder. İnsanlar onu yenemediklerinden, en azından küçümsemek için, “Ödlek” adını “korkak”la bir tutmaya çalıp, öyle anımsamıştır. Oysa o hiçbir şeyden korkmaz, korkutabilecek kadar hiçbir varlık ona ayak uydurup, yolunu kesememiştir.

İster teknik, ister mitolojik olsun, tüm bu simgeler, “bir bünyede esas olanın, kolektif işlev olduğunu” anlatmaktadır. Saatin çarkları, insan bedeninin organları, ya da yaşam işlevinin biyokimya çemberleri olsun, hangisinde bir sorun çıkıyorsa çıksın, asıl tehlike bünyenin bütününü hedef alır. Bünyenin temel varlık nedeni olan “hayat” risk altındadır.

Bu yüzden, Biyolojik Tıp Konsepti’nin bir diğer prensibi de; “Hasta organ yoktur, hasta insan vardır!” olarak dile getirilir.    


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA