ÖZGÜNLÜK


Bu makale 2019-01-31 20:38:09 eklenmiş ve 366 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

İlkesel kavramlar evrenseldir, bireyler ve olaylar ise yerel.

İnsan aklı kaçınılmaz bir şekilde bu iki diyar arasında dolaşıp kendine uygun bir yer arar. Bulamazsa, “birey zindanı” içine kapanıp, olaylara tutsak düşer. Bulursa, yükselir, gözleri teleskopla yıldızlar arası yolları, mikroskopla hücreler içindeki kanalları görür. Aslında bu da kendine göre riskli bir gezidir insan için. Eğer bireyliğin yerel niteliğini tümden yitirerek evrenselliğin zirvelerine tutunursa, ruhu, oradaki astral sonsuzlukta eterleşiverir. Esas olan, “özüyle” olan canlı, aktif bağlarını kopartmadan, evrenin sınırlarına ulaşmaya çalışmaktır. İnsan, özündeki kanatları takıp uçmalıdır, ama biyolojisinin en temel taşları olan DNA şifrelerinden kopup bir kuşa dönüşemez. Evrensel ilkeleri bilmesi, “özgün” varlığını yok saymasını sağlamaz. Bu özgünlük, “birey” olmanın harika bir ödülüdür. Bu yüzden dünyada birbirinin aynı iki insan, iki hayvan, iki bitki yoktur. Her yaprak yalnız bir taneciktir. Her ağaç tek, her orman, her dünya bir benzeri olamayacak kadar kendine özgü nitelikler taşır. Hatta dağlar, denizler, yeller, kristaller, moleküller ve atomlar da bu özgünlükle bireyleşmiştir. İlkelerin evrenselliği ile bireylerin ve onlara bağlı olayların yerelliği birbirine ters değil, birbirini tamamlayan özelliklerdir. Hayatı çok özel kılar. Tek tek tüm varlıkları çok özel kılar.

Örnek olarak, adalet ilkesel bir kavramdır ve evrenseldir. Bir insanın adil olmasından söz edildiğinde ise, o kişiye özgü bir davranış haline döner, bireyleşip, yerelleşir. Aynı adalet yasalarından söz ediyor olsak ta, bireylerin adilliği farklı renklidir. O kavram sağlık, ya da hastalık olduğunda da, aynı mantık çalışır. Sağlık ve hastalığın evrensel tanımları ve özellikleri elbette vardır, ancak her kişi de farklı görünür, bireyleşir, yerelleşir, özgünleşir. Bu yüzden Turgenyev “Babalar ve Oğullar” romanında; “Ölüm dünyanın en eski şeyidir, ama her insana yepyeni görünür!” derken, çok haklıdır. Ölümün evrensel tanımı da, onu yaşayan kişiyle bireyselleşir, hayatınki de. Hastalık ile hasta, sağlık ile canlı arasındaki kavramsal ilişkiler de benzerdir.

Biyolojik olarak, bireyin “biricikliği” doğal olarak genetik yapısının özgünlüğü ile ortaya çıkar. Yıllar önce bu nokta bu kadar net bilimsel verilerle kanıtlanamamış olsa da, günümüzde, birbirine en yakın iki varlık arasındaki irsi farklılıklar bile kolayca analiz edilip, kanıtlanabiliyor. Aynı daldaki iki yaprağın bile birbirinden farklı oluşu da böyle gösterilebiliyor. Bu yüzden tek bir yaprak hastalandığında koca bir ağaç hasta demektir, ama tek tek her yaprak bu hastalığı farklı geçirecektir. Önceki yazıdaki örneklemeyi sürdürürsek, bir ağaç hastaysa bir orman, bir orman hastaysa bir dünya, bir dünya hastaysa bir evren hasta demektir, ama hepsinin hastalıkları tek tek kendi özgünlükleri dikkate alınarak tedavi edilmelidir. Biyolojik Tıp Konsepti’nin ikinci temel ilkesi de bu tespite dayanır; “Hastalık değil, hasta vardır ve tedavi edilmesi gereken de hastalık değil, tek tek hastaların kendileridir!” Bu ilkeye uymak, eğer dünya nüfusu düşük olsaydı, çok kolay olurdu ve kadim tıbbi uygulamaların çoğu da böyleydi. Ancak günümüzdeki dünya nüfusu ile konuyu ele aldığımızda, hastalıklar karşımıza “kitlesel” özelliklerle çıkmakta ve tedavileri de kitlesel tedavi yöntem ve araçlarla (ilaç vb) yapılmak zorunda kalınmaktadır. Bu durum ilkenin doğruluğunu bozmaz, ancak uygulanabilirliğinin maalesef yalnızca “kişiselleştirilmiş tedavi” olanağına erişmiş olan seçkin, maddi gücü yüksek, ya da şanslı bir nüfus grubuyla sınırlı olduğuna işaret eder. Tıpkı temiz, doğal, organik besinlerin de günümüzde ancak bu gruplarca ulaşılabilir hale gelmiş olduğu gibi. Temiz, sağlıklı bir çevrenin ulaşılabilirliği de öyledir ve tüm bu sorunlar çok değil, ancak son 50 – 100 yılda bu kadar hissedilir, görülür ve yaşanır hale gelmiştir. Düzeltilip, aslına çevrilmesi (Homeostaz) şarttır. Bu yüzden rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Biyolojik Tıp Konsepti için sağlıklı bir çevre, doğal beslenme ve olabildiğince hastalık tanım ve kavramından çok, hastayı esas alabilen, özenli bir sağlık hizmet sistemi olanağı şarttır.

İşte ancak bu durumda tıp, adalet gibi, ilkesel bir kavram olma özelliğine tekrar kavuşabilir.    

 


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA