BÜTÜNLÜK


Bu makale 2019-01-24 17:52:29 eklenmiş ve 325 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Zeytin ağacı çok dayanıklı ve uzun yaşayabilen bir canlıdır. O ve benzerlerinin bu yetenekleri binlerce yıl süren çevreye “uyum” (adaptasyon) ve “doğal seçim” (seleksiyon) yoluyla adım adım gelişerek oluşmuştur. Aynı yolda olan pek çok diğer canlı ise bu yolda başarılı olamadığı için yok olup gider; hem birey (biota), hem de tür olarak. Demek ki onu zorlu şartlarda canlı tutup, hayata bağlayan etkin bir “bağışıklık sistemi” geliştirmiştir. Bu sistem, öncelikle diğer canlılarla arasında bir “ortak yaşay” (simbiyoz) kurmaya çalışır. En ufak bir kimyasal zarar görme, ya da besin, güneş ışığı, su vb temininde zorlayıcı rekabet olasılığı sezdiğinde ise hemen savunmaya geçer. Tüm biyolojik (kemyasal, fiziki, genetik vb)olanaklarını bu riskleri engellemek ve yaşam alanından çıkartmak için kullanır. İnsanlarda olduğu gibi, tüm diğer canlılarda da bu yüzden “toplumsal” bir davranış ve seçicilik söz konusudur.

Bir gün, bu güçlü canlının tek bir yaprağında, ona zararlı olduğunu bildiğimiz bir başka canlı (mikrop, mantar vb) gördüğümüzde, düşünmemiz gereken o tek bir yaprağın ötesindeki, ağacın, hatta o canlı topluluğunun genel sağlığı olur. Yerel sınırlı salgınlar (epidemi) ve dünya geneline yayılan “pandemiler” için bu yüzden etkin bir kayıt sistemi sürdürülür. İnsanlar (beşeri), hayvanlar (fauna) ve bitkiler (flora) açısından bu kayıtlar çok önemlidir. Salgın ve pandemilerin “gel – git” leri bu yolla gelecekteki olasılık tahminleri ve projeksiyonlara temel oluşturarak gerekli tedbirlerin alınması sağlanır. Tek bir yaprakta belirlenen zarar, hastalık nedeni bile aslında bu açıdan çok önemlidir. İzlemeler (monitoring) bu kadar duyarlı olamamaktadır, ancak o tek yapraktaki sorun bir dala, bir ağaca, bir bahçeye, bir koru, ya da ormana yayılmaya başladığında alarm zilleri çalmaya başlar. Risk, tehlike büyümektedir ve ne yazık ki bazen bu durumlarda savunma tedbirleri için çok geç kalınmış olur. Çözüm, ayırma (tecrit) operasyonlarına ve yaygın (invaziv) tedavilere kalır. Bu, sonuçta savaş kazanılacak olsa bile, pek çok zararın sineye çekilmesi zorunluluğu ile sonuçlanan bir süreç olacaktır. O tek yapraktaki sorun aslında tüm bir bedenin, hatta topluluğun sorunudur; öyle olduğu düşünülmelidir. Gelişmiş, duyarlı toplumlarda bu nedenle, tek bir bireyin sorunu bile toplumsal ilgi çeker. Sorunların belirlenmesi ne kadar büyük grupları etkiledikleri zaman yapılabiliyorsa, o toplum o oranda gelişmemiştir. Toplumsal sinir ağları, iletişim olanakları, duyargaları vb o denli ilkeldir.

Bu örnekteki Zeytin ağacı bir insan, yaprağı da, o insanın tırnağı, parmağı, saçı, ya da her hangi bir organı olabilir. Örnek hangi canlıdan, hangi toplumdan alınırsa alınsın, toplumsal unsur ve ölçütler ne olursa olsun, “bütünlük” esas oluyor. “Bütünlük” eksik kaldığında ise “tamamlayıcılık” ilk öncelikli müdahale haline geliyor. Bu yüzden “ana akım, klasik” tıp eğitiminin (aşırı eğitim, ders yükü nedeniyle) kapsamı dışına itilmek zorunda konuları ele alan tıbbi yöntem ve malzemeye, modern çağda “bütünleştirici, tamamlayıcı, entegratif” tıp adı verilmektedir. Bu yöntemlerin bir kısmı tarihi, bir kısmı da modern özellik ve niteliklere sahiptir. Hangisi olursa olsun, hem öncelikle tercih ettikleri yöntemler, hem de kullandıkları malzemelerin “biyolojik” kökenli olması durumunda, büyük bir kısmı, “Biyolojik Tıp Konsepti” kapsamına girmektedir. Bu “kökeni biyolojik olma” konusuna ileride daha ayrıntılı değineceğiz. Şimdilik söz konusu konseptin (bakış açısının) en temel birkaç ana kuramına değinmekle yetineceğiz.

Bu kuramların başında “SAĞLIKTA BÜTÜNLÜK” anlayışı gelir. Kısaca “Hasta organ yoktur, hasta insan vardır!” diye açıklayabiliriz. Böylece yukarıdaki örnekte de, “Hasta yaprak yoktur, hasta ağaç vardır!” çıkarımı öncelik kazanacaktır. Benzer şekilde (bana göre) her hangi bir hasta bireyle karşılaştığımızda, bu hastalığın o toplumun bütününü tehdit eden bir hastalığını yansıtıp yansıtmadığını düşünmemiz gerekecektir. Bir balık öldüğünde, bir orman kuruduğunda, bir göl kirlendiğinde de aklımıza dünya gelmelidir. Bu evrensel bir kuramdır.

Dünya hastalanmaya başladıysa da, tüm evreni dikkate almamız kaçınılmazdır.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA