DEYİMLER VE ÖYKÜLERİ (8)


Bu makale 2018-12-20 18:17:10 eklenmiş ve 1095 kez görüntülenmiştir.
Gündüz Akgül

 

Sevgili Dostlar,

Daha önce bildirdiğim rahatsızlığım nedeniyle bilgisayarda fazla zaman geçiremiyorum. Önceden derlediğim ve arşivimde bulunan “Deyimler ve Öyküleri”  dizisinin sekizincisini geçte olsa verdiğimi sözde durarak bilginize sunuyorum.

Keyifli okumalar. 18.12.2018

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı 

 

 

ZIVANADAN ÇIKMAK

Zıvanadan çıkmak deyiminin anlamı:Taşkın, aşırı davranışlarda bulunmak, aklını oynatmak, delirmek, çok sinirlenmek, öfkelenmek anlamimda kullanılır.

Zıvanadan çıkmak deyiminin öyküsü: Kapıların açılıp kapanmasını sağlayan menteşeye "zıvana" denir. Zıvana sözcüğü, Türkçe ‘ye Farsçadan geçmiştir. Kapı, zıvanadan çıktığı zaman ayakta duramaz, devrilir. Kapının zıvanadan çıktığında ayakta duramayışına benzetilerek, bir kimseyi sinirlendirip, aşırı davranış göstermesine sebep olma halinde 'zıvanadan çıkarma' deyimi kullanılır. 

 

İPE UN SERMEK İstenilen işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurmak, güç koşullar öne sürmek, güçlük çıkarmak anlamında bir deyim.

Nasreddin Hoca'nın, aldığını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hoca'dan bir gün urgan ister. Hoca da:

 Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz, der.
Komşusu güler:

 Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi? diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır:

 Neden serilmesin. Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet.

 

ATEŞ ALMAĞA MI GELDİN? Ziyaretini çok kısa tutan, gelir gelmez gitmeye kalkan kişiye söylenen, 'çok çabuk gidiyorsun' anlamında bir deyim.

Eskiden kibrit yokmuş. Ateş sönünce, ateş küreği ile komşuya gidilir, bir parça ateş alınırmış.

Ateş almak için komşuya geçen kadınlar, kürekteki ateş sönmesin diye oturup çene çalamazlar ve acele ederlermiş.

      Kapıdan içeri girmeyerek, kısa bir konuşmadan sonra gitmek isteyen ziyaretçilere:
     Ateş almaya mı geldin? Denmesi de işte bu devirlerden kalmadır.

 

ELİNE SU DÖKEMEZ İki kişiyi karşılaştırırken, daha önemsiz, değersiz, yeteneksiz, geri gördüğümüz kişi için, ötekinin eline su bile dökemez deyimini kullanırız.

Eskiden, namaz abdesti alınırken, abdest alan kişi, bir usta ise, çırakları, kalfaları; Medrese hocası ise mollaları; öğretmen ise öğrencileri, eline ibrikle su dökerek abdest almasına yardımcı olurlardı.

Böyle önemli bir kişinin eline, yolu yordamınca, ibrikten su dökmek için, o kişiye biraz yakın olmak, onun yanında iyi kötü bir yer almış bulunmak gerekirdi. Yoksa her önüne gelenin yapacağı iş değildi.
      İşte bu nedenle, iki değerli kişi ölçülürken, bilgisi, yeteneği, zekası daha az olan için, bu deyim kullanılır.



     
ÇİL YAVRUSU GİBİ DAĞILMAK Topluluk halinde bulunan insanların, hayvanların her birinin bir yana dağılması anlamında bir deyim.

Keklik kuşunun bir adı da çildir. Tüylerindeki benekler yüzünden bu isim verilmiştir. Dişi keklik yavru çıkarınca, onlarla hiç ilgilenmez, kendi başlarına bırakır.

Yumurtadan çıkan yavrular, seke seke çevreye dağıldıklarından, sözün buradan kaynaklandığı söylenebilir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA