BENİ AFFETME !


Bu makale 2018-12-06 18:13:19 eklenmiş ve 142 kez görüntülenmiştir.
Doç. Dr. Levent Tuğrul

 

Kim bu kadar dramatik bir istekte bulunabilir? Böyle bir isteğin amacı ne olabilir? Saçmalamak mıdır? Yoksa özel bir kişiye, ya da toplumun büyük çoğunluğuna gösterilmek, iletilmek istenen daha derin bir mesaj mı söz konusudur?

İlk gözümüze çarpan, “affetme”nin bir yargı süreci ile ilişkili olduğu. Her hangi bir suçun faili olduğu şüphesiyle yargılanan kişi (ya da tüzel kişi) yargılanmış, suç işlediği kabul edilmiş ve bir cezayla karşılaşmaktadır. En doğal sanılan beklenti, bu durumda affedilmeyi istemektir. Tam tersine, affedilmemek isteniyorsa, özel bir nedeni, daha derin bir anlamı olmalıdır.

Öz savunma, öz eleştiri gibi “insanın kendi özüyle yüzleşebilmesine dayanan” kavramların var olduğu bir dünyada, belki bir “öz yargı” da söz konusudur ve hatta olmalıdır. Gerçekte de öyledir. Gerek tarihte, gerekse de günümüzde bunun pek çok örneğini izliyoruz. Özellikle inanç, ideoloji ve hatta süper egonun, ya da insan-ı kamilliğin adanmışlık süreci sonunda bu tercihle karşılaşıyoruz; “Beni affetme!” Çünkü affedilmeyi kabul etmek, aynen suçu ve yargılanmayı ve dahi bu yetinin iyesi olduğu düşünülenin kabulünü gerektirir. O iyeliği kabul etmeyen, suçu da, yargıyı da nasıl kabul etmiyorsa, affedilmeyi de kabul etmeyecektir. Batı kültüründe 8. Henry’e karşı Thomas More’un durumu budur. Papalığın engizisyon ve Avrupa içine yönelik “haçlı seferlerinin” hedefi olan,  tarafından “Ya inancınızdan vazgeçin, ya da canlı canlı yakılacaksınız!” zorlamasında, af dilemeyip, yakılmayı yeğleyen Katharlar ve benzeri grupların durumu budur. Bizde Pir Sultan Abdal, bu yüzden;” Kalsın benim davam, divana (mahşere) kalsın!” der. Sanırım Şeyh Bedrettin, bu yüzden, ipe gitmeden “Güneş batacağı zamanı bilir!” demiştir. Bunlar birbirinden çok farklı nedenlerle, aynı yolun seçilmiş olduğunu gösterir. Öz yargı, o noktada, “dünya kadısının” yargısıyla boy ölçüşmeyi kazanmıştır. Bu yolda her ceza, ölüm bile, huzura açılan bir kapıya dönüşebilir.

            Çok garip bir rastlantıyla “af” (Arapça) sözünün kök anlamı da, bu seçimlerin doğruluğunu desteklemektedir, çünkü “af”, “silmek” demektir. Yani, öz yargısı ile “Beni affetme!” diyebilen ve bu tavrı anlaşılabilen kişi, aslında silinmeyi, yok sayılmayı reddetmekte ve her türlü cezayı, hatta ölümü, yok edilmeye yeğlemektedir. Bedeninden geçmiştir, kellesinden geçmiştir, o bir “serdengeçti” dir! Yüzü unutulsa da bu seçimine yol açan “nedeni” hep hatırlanacaktır. O neden de zaten dünya yaşamını feda etmeye hazır olduğu adanmışlığıdır. “Af”, silmek sözü, aslında bu yüzden insanın kendi için kullanılmamalı. “Beni affetme!” diyen, bir başka açıdan mevcut yasalarla “suç oluşturan eylemin affedilebileceğini, silinebileceğini” dışlamamaktadır. Bence hukuk mevzuatından çok, adaletin güçlü olduğu toplumlar, yerler ve zamanlarda, bu yüzden asıl yargılanan “özneden” çok eylemler olmalıdır. Özne, ancak suç oluşturan eylemle kesinlikle ilişki de olduğu takdirde, suçlamadan ayrılamaz. Bu ilişki kanıtlanıncaya dek (günümüzde tüm gelişmiş demokratik toplumlarda olduğu gibi) özne suçsuzdur. Örnek olarak adi suçlu bir hırsız bile, hırsızlık eylemi kanıtlanıncaya dek suçlanamaz, eylem kanıtlanırsa ceza alır, ancak sonuçta eylemi bir nedenden affedilse, silinse bile, bu, özne olarak affedilmesi anlamına da gelmez. Silinen yalnızca suçlanıp ceza yediği eylemi olacaktır.

            Daha kişisel ilişkilerde, karşımıza gelip, “Beni affet!” diyen birini affedip, hayatımızdan silemeyiz. Affetmemiz gereken eylemdir, kişi değil. Bu yüzden aklımıza gelecek olan ilk soru da, neyi, hangi eylemi affetmemiz, silmemiz gerektiği olacaktır. Eğer hoş görü göstermeye hazır bir duygusal durumdaysak, genellikle bu eylemi “anlamış olmamız” yeterlidir, ayrıntılarını bilmek bile istemeyiz. Çünkü bilirsek silemez, yok sayamaz, affedemeyebiliriz. Değer ağırlığının o insanın eylemine değil, kimliğine odaklanmış olduğu durumlar vardır. O kişiyi kendi yargımızın sonuçlarından bile kurtarabilmek için “affettiğimiz” söylediğimizde, zihnen belleğimizden silme işlemi de engellenemez şekilde başlar. Bu seçim ve tavrımızı “affetmek” mantığına değil de “bağışlamak” kökenine dayandırdığımızda da durum aslında daha iyi gelişmeyecektir. Farsça “bahşetmek” le aynı kökten gelip Türkçeleşmiş olan bu sözcük de temelde, hak edileni vermek, adaletli olmak değil, “karşılıksız olarak vermek, sunmak” demektir ve önünde sonunda pişmanlığımızla sonuçlanır.

              Öz yargıları ile “Beni affetme! diyebilen insanlar, bazen bizi çok kızdırsalar da, aslında az rastlanan dürüst kişilerdir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA