İnsan Yaşamında Suyun ve Doğal Gıdaların Önemi


Bu makale 2018-11-01 22:03:03 eklenmiş ve 97 kez görüntülenmiştir.
Aliye BOZKURT

 

Ülkemiz ekonomisi nasıl düzlüğe çıkar, neler yapılmalı ki ithalata değil de üretime dönük projeler yapabiliriz onların en ince ayrıntılarına kadar gözden geçirilerek esaslı tedbirler getirilmelidir.

Ülkemizin yaşanabilir enerji, su ve doğal kaynaklarının insanlara nasıl üretimle entegre edilebilir onların uygulanabilmesi şarttır.

Emperyalizm gözünü bizim ülkemize dikmiş, elinden gelen her fesatlığı, şer’liği yapmaktan geri durmuyor zira, idare ve millet olarak akılları başa almak en mantıklısıdır.

Araştırmacı yazar Erhan Ünal'ın "Toprak Biterken" isimli kitabı, son yıllardaki yaşananları mercek altına alması bakımından okunmaya değer bir kitap.

Toplum olarak günlük hayatta tükettiğimiz ithal eti ve her türlü gıda maddelerinin hileli ya da katkı maddeleri olan, GDO'lu ya da sağlığa zararları her gün dillendirilerek anlatılıyor, bu konudaki sıkıntılarımız malum.

Ne yapsak ne etsek dış ülkelere olan bağımlılığımız yüzünden bu sağlıksız gidişata dur denilemiyor, zira yerli ırk üretimlerdeki giderek azalan gıda maddelerimiz nedeniyle her şeyi dış ülkelerden getirterek dünyaca ünlü gıda trollerinin avucuna düşmekten kurtulamıyoruz.

Giderek toplumsal beslenme alışkanlıklarımızın değiştiği, etap etap endüstriyel gıda ürünlerinin hayatımızda daha çok yer alıyor olmasıyla küresel güçler bu alanda da ipleri eline aldı ve adeta savunmasız kaldık diyebiliriz.

Sağlıksız üretimler ve yetersiz denetimler ile Toplu zehirlenme vakaları da hayli arttı.

Üniversiteler, kantinler, askeriye, hastahane, hapishanelerdeki ve bir çok kurumdaki kantinlerde binlerce yıllık sosyal tabanımızın beslenme statüsü farklılaştı ve buna bağlı güçlü ve milli temel yapılar yumuşatıldı, eritildi, elden kaydı gitti ve küresel oligarşi ve bölgesel yangın oluşturuldu da diyebileceğimiz bir yangın oluşturuldu denilebilir, zira hemen hemen tüm ana gıda maddeleri ithal ediliyor, GDO'lu ürünler çok fazla, toksik etkileri fazla olan bakterilerin (e.coli) koli basili gibi etkenler de dahil olmak üzere, ağır bağırsak enfeksiyonları, toplu zehirlenmeler ve bir çok ağır vaka meydana gelebiliyor.

Rockfeller ve Monsanto gibi dünya devi küresel güçlerin ürettiği hibrit buğdayları, mısırları ve yine ithal edilen soya ve mısırın Herbisit dirençli Glyphosate'a yüksek derecede kanserojen ürettiği biliniyor, ayrıca ülkemizdeki hayvancılığın yok olmaya doğru giden seyrine, kolay yoldan getirdiği riskler bilinse bile, kırmızı et ve kanatlı hayvan ithalatı düşünülüveriyor. Oysa ithal edilen etlerde "sığır büyütme hormonu-Dioksin" olduğu, tohum şirketleri Monsento, Syngenta, Bayer, Dow, Du Pont gibi şirketlerden ithal edilen kısırlaştırılmış (hibrit) tohumlar, genetiği değiştirilmiş (GDO) bir çok ürün ekilip biçilerek tarım yapılıyor, Ekim 2006 yılında yasalaşan 5553 S. Tohumculuk kanunu ile yerli ırk tohumlara getirilen yasakların kaldırılarak, yerli ırk tohumla üretimlerin yeniden teşvik edilmeleri gerekiyor ki sağlıklı ürünler yetiştirilebilsin.

Ülkemizin eski yıllarında olduğu gibi tarımda, hayvancılıkta ve tarıma bağlı bütün üretimlerinde yerli ve katkısız milli üretimlerin çoğaltılması, ağırlık verilerek önemsenmesi gerekiyor ki dış ülkelerin zararlı ürünlerine muhtaç kalınmasın.

Zeytinyağı ve diğer bütün bitkisel yağlarımızın yerli üretimine ağırlık verilmesi şart ki, Emperyalist gıda trollerinin ürünlerini ithal etmek zorunda kalınmasın.

Emperyalizmin göz diktiği doğal alanlar ve su havzaları önümüzdeki yüzyıl içinde daha da önem kazanacak ve hatta iddia ediyorum ki "su savaşları" dahi yaşanabilecek denilebilir.

Bizim ülkemizdeki bereketli topraklarımız ve su havzalarımız böyle bir durumda daha da büyük önem kazanacaktır, emperyalist asalakların yurdumuza göz dikmelerindeki bir önemli neden de belki de budur diyebiliriz.

  Emperyalist devletlerin hiç bıkmadan ve aç gözlülükle yürüttüğü sinsi plânları doğrultusunda getirdiği savaşlar devam ede dursun, öte yandan da gelecekteki su ve gıda kaynaklarını ele geçirme projeleri de var gücü ile devam ediyor ve etmektedir.

Yaşanılabilir dünya üzerindeki içilebilir  temiz su ve temiz hava kaynaklarının giderek azalıyor oluşu, GDO'lu ürünlerin artış göstermesi gibi nedenler, doğal beslenmenin ve üretmenin daha çok öne çıkıyor olması nedeni ile emperyalist vampirler yeni hesaplarla ileriye dönük başka ülkelere göz dikip, kendi ülkeleri için bu yönlerde sinsi plânlarını alenen yapıyorlar.

Bu konuda Pentagon'un hazırladığı, 2009 daki, küresel ısınma,2012 deki içilebilir su güvenliği raporlarını ve bu doğrultudaki çalışmalarını 30 yıllık bir plân dâhilinde yürüttüğünü de biliyoruz. Yaptıkları bu plânda ABD nin kendi milli çıkarları açısından "kritik bölgeler " olarak belirlediği ve 2040 yılına kadarki küresel su varlığı adı altında hedefler koyduğu, bu su havzalarını yaptığı haritalarında çok belirli şekilde işaretlenmiştir ve bu havzalar da şöyle,

.Nil nehri havzası (etrafındaki on ülkeyi kapsıyor)

.Dicle ve Fırat nehirleri (Türkiye, Irak, Suriye) havzasını içine alıyor,

.Ürdün nehri (İsrail, Filistin'i içine alan kısım)

.İndus havzası (Afganistan, Pakistan, Hindistan, Tibet yöresi)  gibi alanlardaki bu su havzaları üzerinde de ileriye dönük olarak karanlık hesapları var.

Bu hesapları doğrultusunda sinsi bir şekilde bu alanlardaki ülkelerin üzerinde her çeşit kirli oyunu sahneye koyarak, oraları karıştırarak o milli servetlere çökmekle meşguller.

Dünya Bankası ve FAO gibi kuruluşlar gelecekte, “Buğday savaşlarından”, Fransız strateji uzmanı Jaques Attali ve pek çok ekonomist ve siyasetçi ise gelecekte "kıtlık savaşları" olacağını açıkça söylüyorlar gelecekte, su, buğday dolayısıyla gıda savaşlarının hız kazanacağı, din savaşları kisvesi ile yürütülecek bir dönemin olacağı da belirtiliyor.

Eskilerde Kömür, Demir, Petrol ve enerji kaynakları üzerindeki birçok mücadelesi ve savaşları varken, günümüzde ve gelecekte ise, su, buğday, doğal gıda, genetik, Bor, Toryum, Plâtin gibi sebeplerden dolayı savaşların patlak vereceği belirtiliyor.

Görüldüğü gibi, "su uyur, düşman uyumaz" diyebileceğimiz bir şekilde çok sinsi hesaplar yapılarak ülkeleri hallaç pamuğu gibi karıştırıp, dürüp devşirmekle meşguller, zira ileriye dönük kendilerinin hain planlarını gerçekleştirebilmek için bunları yapıyorlar!..

Kurban olarak seçtikleri ülkeleri, ellerini bile sürmeden ya taşeron örgütlerle, ya da o ülkelerin kendi iç dinamikleriyle oynayarak, sonra da kendilerine yardım ve yataklık yapanları da kullanarak istedikleri gibi şekillendirebiliyorlar ve hedefledikleri amaca adım adım ulaşabiliyorlar.

Son 15 yılda ülkemizin ve etrafındaki ülkelerin geldiği son hali göz önüne getirirsek, sınırlarımızın etrafında olanlara da daha geniş bir açıyla bakarsak, oralardaki olanları da göz önüne alırsak neler olup bittiğini ve nelerin olabileceğini anlamak pek de zor değil.

Dikkat edilecek olursa hep dönüp dolanıp yer altı ve yer üstü kaynaklarının en verimli olduğu yerlerde ve ülkelerdeki dakka-dukkalı işlerin olduğunu izler, oradaki ülkelerin başına ne çorapların örülerek ne hallere getirildiklerini de görürüz.

Şunu unutmamalı; Ülkelerin birbirleri ile dostlukları yoktur, olsa olsa karşılıklı çıkar ilişkileri olabilir zira geçmişte dost bilinen bir çok ülke çıkar savaşları nedeni ile bu gün savaşlar yaşıyorken ve kıyasıya bir durumdayken, bizler de ”bunlar dost ülkedir” diyerek arkamıza yaslanamayız!..

Akılları başa alarak daha dikkatli olmalı, ülkemizin içine çekilmek istendiği, oynanan oyunlara ve tuzaklara düşülmemesi için de çok dikkatli olmak zorundayız.

Kendi kendine yetebilen, üreten, kendi öz kaynaklarını yerinde kullanan bir şekilde tarım politikalarımız olmalıdır.

Yoksa iş işten geçmiş olur!..


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Pencere Haberin Yeni Tasarımını Beğendiniz mi?
Hayır
Evet
 Pencere Haber | Gündeme Açılan Pencere
© Copyright 2014 Pencere Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Toprak Yapım Web Hizmetler alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA