BAK ŞU KONUŞTURANA!


Bu makale 2018-06-15 11:26:47 eklenmiş ve 505 kez görüntülenmiştir.
Göksel Kayseri

 

Mesleğe başladığımdan beri kendisini tanıdığım Mutlu Tuncer ağabeyim, bana bayram sürprizi yapmış, sağ olsun… Ancak sürpriz olmadı ağabey, çünkü bunu bekliyordum. ;)

Aslına bakarsan işin sürprizi yok değil. O da, benim için satır satır irdeleyip, 2 sayfadan fazla yazı yazmış olman. Sen usta bir kalem ve hatta meslek büyüğümüzsün. Bu tür işleri yarım sayfada kıvırdığına çok şahit oldum. Benim yarım sayfalık iddialarıma bu kadar uzun emek vermen enteresan… Yoksa 2-3 yıldır gazete çıkartamamak seni çaptan mı düşürdü? Unutkanlık ta mı başladı acaba?

Bu kadar emeğine karşılık cevap hakkımı kullanarak senin de çok iyi bildiğin (!) bu konuya tane tane açıklık getireyim. Akıllar bulanmasın.

14 Haziran 2018 tarihli Urla Yakamoz Haber Gazetesi’nin 3. Sayfasında ve http://urlayakamozhaber.com/index.php/2018/06/14/mutlu-tuncer-yazdi-bak-su-konusana/ linkinde yayınlanan yazında Raşit kardeşime bu fikri verdiğini yazmışsın. Fikir babalığı yapıp, teşvik ederken; gazete yayınlamak için, önce vergi mükellefi olunması gerektiğini, yayından en az 15 gün önce Basın Savcılığı’na beyanname verme zorunluluğunu, künyede belirtilmesi gereken zorunlu bilgileri ve künyesinde ismi geçen çalışanların sigortalı olması gerektiğini, Raşit kardeşimize neden söylemedin? Yoksa unuttun mu?

Olayı küçümseyip “Anadolu Ajansı’nın “bir” haberini alıp kullandığı için…” demişsin. Yazımda kopyalanan 3 ayrı haberin linki ve onlarca benim servis ettiğim fotoğraf vardı. Sen bir taraftan savunmaya çalışırken; kardeşimiz akıllanmamış galiba ki, bu olaydan sonra yayınlanan  http://urlayakamozhaber.com/index.php/2018/06/09/tacettin-bayir-emeklilerin-haklarini-yeniden-taniyacagiz/   haberi de, fotoğrafı da kopyala – yapıştır yapılmış. Yani bir nevi hırsızlık anlayışına halen devam ediyor. Buna ne diyeceksin?

Gazetemde yayınlanan bulmacaların internetten indirildiğini iddia ettiğine inanamıyorum. Gözlerini sağlam bilirdim. Bulmaca sayfasının sağ üst köşesine bak ağabey. Orada bulmacayı hazırlayanın telefonu da, ismi de, fotoğrafı da, e-mail adresi de var. Ara, sor. Fiyatta anlaşırsanız size de bulmaca verirler belki. Telefona Ahmet Aktaş ta çıkabilir. Bu arada 40 yılın eksik kalan sohbetini de edersiniz.

Yazındaki dilbilgisi dersine de teşekkür ederim. Ancak ben, kime “abi”, kime “ağabey” diyeceğimi iyi bilirim. Bu arada yazında engin tecrübelerinle “muzdarip” kelimesini kullanmışsın. O kelimenin yazılışı “Mustarip” olmasın sakın?

Sırayla gidiyorum kafan karışmasın diye… Geldik “seyyar gazeteci” konusuna. Esnaf Odası başkan adayları her seçim döneminde esnafa “seyyar ile mücadele” sözü verir. Neden? Çünkü esnaf vergi öderken, seyyar ödemez. Esnaf yanında çalıştırdığı kişiye sigorta yaptırırken, seyyar yaptırmaz, seyyar kayıt dışıdır… gibi birçok neden haksız rekabet şartlarını oluşturur. Eee, Raşit kardeşim de o yazıyı yazdığımda, 2 gazete yayınladığı halde vergi mükellefi değilmiş. Kendi söyledi. (Odalardan bile) Para karşılığı aldığı reklamların faturasını kesmemiş, vergisini beyan etmemiş, ödememiş. Vergi mükellefi olmayan kişinin sigorta kaydı da yoktur, demek ki yanında çalıştırdığı kişilerin o zaman sigortası da yokmuş. Esnaf ta seyyardan bu nedenle şikâyetçi değil mi? Bu şekli ile “seyyar gazeteci” olunmuyor mu?

“Yanlış! Gazeteciliğin bir tane kanunu var! 5187 sayılı kanun… Bu kanun Basın özgürlüğünün sınırlarını, basın kuruluşlarının oluşumunu ve işleyişini belirler!” demişsin. Şaka yaptın her halde. Çok şaşırdım. 1982’den beri basın mensubu, matbaa ve gazete imtiyaz sahibi olarak, 5187 sayılı Kanun’un yanı sıra 212 sayılı kanun, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, Vergi Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu’na vb. tabi olduğumuzu bilmediğini söylemeyeceksin değil mi? Yoksa, sen de mi?..

Bu bilgileri nereden öğrendiğimi ve nerelerde çalıştığımı sormuşsun konuyu kişiselleştirerek. Cevabını herkes biliyor. 7-8 kere bunu gazetemde anlattım. Çok okuyorum, çok araştırıyorum. Bulamadığımı bilene soruyorum. Demokrat Urla Gazetesi’nde 5 yıl çalıştıktan sonra bugün 7. Yılını dolduran Pencere Haber Gazetesi’nde basın mensupluğuna devam ediyorum. Bu 12 yılda da tek bir tekzibim dahi yok. Bilirsin, eskiden 1 yıl tekzip yemeyen gazetelere ödül verilirmiş. Sana bir şey hatırlattı mı? Bu arada daha önceki internet sayfanda hakkımda yaptığın eleştirilerde meslek ve meslektaşlarına sahip çıktığın gerekçesiyle basın kartımın olmadığını, bu nedenle mesleği yapmamam gerektiğini iddia etmiştin. Kartı gösterince de “hık-mık” demiştin. Hatırlatayım, 2014 yılından beri Sarı Basın Kartım var ve seninle karşı saflarda son İGC seçimlerinde oy kullandım.

Gazeteciliği tanımlarken “Gazetecilik fotoğraf makinesini eline alıp, yelek giyip, sağından solundan ipler sarkıtıp, ortada dolanmak değil…” demişsin. (Raşit kardeşime bari bir fotoğraf makinesi al, o da eline alıp ortada dolansın, haber üretsin ağabey.) Ne yani, gazeteciler sipariş üzerine haber mi yapmalı, bazıları gibi? Sokakta gezmezsen, haberi takip etmezsen, olaya şahitlik etmezsen, konuya hâkim olmazsan nasıl doğru haber yapacaksın? Ben haftada ortalama 250 – 300 Km. yol yapıyorum haber için. Haa, gidip haber ajanslarına abone olursun, haberi ve fotoğrafı para ile satın alırsın, o başka. Sana göre gazetecilik, büroda yan gelip, internetten haber ve fotoğraf kopyalayıp bir nevi “emek hırsızlığı” yapmak mı?

Hatırlar mısın? Senin Urla Postası gazeten yayındayken yine bir köşe yazında bana sarmıştın, (nedenini hatırlamıyorum) o zaman da beni “sırtında siyah çantalı” diye tanımlamıştın, şimdi sağından solundan ip sarkıtan” dediğin gibi... İnsanın eleştirdiği kişiye sıfat bulamaması, eleştiren açısından çok kötü, benim için ise bir gurur. Oysa senin ünün, eserlerinle ülke sınırlarını aşmış.

Bu fiilleri işlemediğim halde “Genç girişimleri ihbar edip, başlarına çorap örmeye kalkışmak, bir gazetecinin yapacağı iş değil… Yapman gereken bu genç kardeşimize bilgin kadar destek olmak, onu teşvik etmekti…” demeni de gerçekten alkışlıyorum. Benim hakkımda yaptığın asılsız suç duyurularının dosyasını kaybettiysen, bendeki kopyalarını göndereyim sana ağabey. Hakkımda defalarca şikâyetçi oldun, ancak asılsız şikâyetlerinle hakkımda hiçbir şey ispat edemediğinden dava açılmadı.  Şikâyet dilekçelerini göndereyim mi?

(Yanılmıyorsam senin de bir zamanlar mensubu olduğun) Anadolu Ajansı hakkındaki ifadelerini sana yakıştıramadım. Her Atatürk genci, Anadolu Ajansı’nın Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi tarafından, 6 Nisan 1920'de Türk Kurtuluş Savaşı hakkındaki haberleri duyurmak amacıyla kurulduğunu bilir. Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı’nın, 2009 yılından beri mensubu olmaktan, Türk Vatandaşı olmaktan duyduğum kadar gurur duyuyorum. Sen duymuyorsan, senin tercihindir. Kimseyi de ilgilendirmez.

Ağabey, Urla Postası gazetende “Karga” diye bir köşen vardı. Hoş bir köşeydi. Ancak hiçbir zaman kılavuzum olmadı. Saygılar.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...